Aylık arşivler: Mayıs 2012

Brain! / Beyin!

Human brain has always been a big mystery and also a fascinating thing to me. I often try to read or watch and follow any related metarial about this magnificent organ. But this one is one of the most interesting one I’ve seen so far. Just watch and try to imagine the capacity of human brain as well as it’s power for any human being.

Uzunca bir süredir insan beyninin ne muhteşem bir şey olduğuna şaşırır dururum. Denk geldikçe bu şahane organ ile ilgili belgesel, faydalı bilgi/video ne varsa takip ederim. Fakat bu son zamanlarda denk geldiklerim içerisinde en ilginci. İnsan beyninin kapasitesini ve dolayısıyla insanın nasıl bir güce sahip olduğunu hayretler içerisinde izleyiniz.

Reklamlar

Ubuntu 12.04

Yakın zamanda bilgisayarıma kurduğum Ubuntu’nun son sürümü, her ne kadar halen alışma evresinde olmama rağmen, beni etkilemeyi başardı. Zaten Linux tabanlı işletim sistemlerinin, kullanıcıya sunduğu imkanları ve bilgisayarı ‘hakkıyla’ kullanma güzelliği sağlamasından dolayı ayrıca hastasıydım. Bu sayede daha da yakından tanışma fırsatı buldum.

12.04’ün sunduğu çığır açacak bir yenilik yok bana kalırsa. Bir iki iyileştirme haricinde eski sürümün bir benzeriyle yola devam ediyor. Linux Kernel’i yenilenmiş – denilene göre beta versiyonuymuş ve 3.2.6 versiyonunun üzerine kurulu 3.2.0-17.27 Ubuntu kernel içeriyormuş – ve daha düşük güç tüketimine yönelik geliştirmeler yapılmış. Yinede majör değişiklik olarak yeniledikledikleri Unity arayüzü olmuş. Fakat burada bir sorun var. Giriş ekranında eğer Unity 3D seçerseniz, bilgisayarın CPU kullanım oranının çok müthiş değerlere çıktığını – %60 – % 80’lerden bahsediyorum. Dikkat! – ve soğutucu fanın Ağustos ayında son ayarda çalışan sanayi tipi vantilatörlerle yarıştığını görebileceksiniz. (Sıcak bilgisayardan veya fan sesi olmadan iş yapamayanlardan bahsetmiyorum. Onlara akıl fikir diliyorum.) Buna sebep olan ‘compiz‘ isminde bir işlem. Neredeyse sistemin tamamını ele geçiren bu afacan, zaman zaman takılmalara bile sebep olabiliyor. Bundan kurtulmamın en kolay yolu ise onu kullanmamak! Bunun için yapılması gereken login ekranında aşağıdaki resimde görülen kısımdan ‘Unity 2D’ seçeneğini işaretlemek. Bu sayede “Bilgisayarın ana kartı ne zaman yanacak acaba?” sorularını kendinize sormaktan kurtulmuş oluyorsunuz.

Nereden başlasam?

Sistem ilk kurulduğunda benim hissettiğim hastalıklı hissi herkes hissediyor mu bilemiyorum ama ben, bu boş ve tamamen bana ayrılmış alana neler neler yükleyip nasıl daha kullanışlı hale getirsem diye kendi kendime mutlu olabiliyorum. Ha, bu normal mi? Pek değil galiba. Her neyse, bu konuda dün gece internette çılgın atarken şöyle bir siteye denk geldim. Faydalı olanların yanında pek de işe yaramayacak uygulamalar da var elbet. Yinede ilgililerin merakını giderecek türden.

http://www.unixmen.com/201204-top-things-to-do-after-installing-ubuntu-2/

Bunun dışında bir de kişisel tercihim var ki o da Clementine. Oldukça başarılı bir müzik çalma programı. Kendi içerisinde gelen last.fm eklentisi ve internet üzerinden çalan parçayla ilgili aldığı sanatçı / şarkı bilgisi seçenekleri çok iyi. Şöyle de bir görüntüsü var arkadaşın.

Tabi tüm bunların yanında Terminal kullanarak bilgisayara hükmetmenin verdiği hazdan bahsetmiyorum bile. Sonuç olarak bir takım kararlılık sıkıntıları ve zaman zaman anlamsız hareketleri olsa da – ki bunları beta versiyon olmasına bağlıyorum – tavsiye ediyorum. Kullanınız, kullandırınız.

Buradan başlanabilinir: http://www.ubuntu.com/download

Orjinal Apple adaptör gelmiştir

Teknoloji ne kadar ilerlerse biz de yeni çıkan ürünlere daha az kayıtsız kalabiliyoruz. Fakat her yeni alınan ürünün peşinden gelen ek/yan ürünler çoğu zaman asıl aletin masraflarından daha fazla tutabiliyor. Buna benzer örneği 3. yılını dolduracak olan dizüstü bilgisayarıma bu süre içerisinde 3 kez batarya almamı gösterebilirim. Ya da akıllı telefonumun 1.5 günden fazla gitmeyen pilini daha güçülüsüyle değiştirme hayallerim.. (Samsung’un Galaxy Nexus’u hangi akla hizmet ederek 1850 mAh’lik pil ile piyasa sürdüğünü de aklım almıyor. “Biz bunları pilden de bir tur kazıklayalım nasıl olsa alacak enayiler” dediklerine eminim. Merhaba, o kandırmaya çalıştığınız benim işte.)

Her neyse, şahsen Apple ürünlerine bir mesafem varsa da ürün kalitesini tartışmanın pek anlamının olacağını sanmıyorum. Fakat bu yukarıda bahsettiğim ek ürün stratejisi Apple’da bir hayli gelişmiş durumda. Üstelik oldukça yüksek fiyatlarda. Örneğin hepimizin bildiği adaptörler. Aslının kat kat altı fiyatına orada burada bulabileceğiniz bu aletin aslında neden bu fiyatı hak ettiğini birileri araştırıp, incelemişler. Elektronikten biraz anlayanlar yazının ne demek istediğini daha iyi anlayacaklardır elbet.

Hani bir söz vardır ya, pahalı olsun ama sağlam olsun, diye. Zaman zaman bu sözün doğru olduğunu görmek banka hesabımda geri dönülmez yaralar açıyor.

Kaynak: http://www.yenimedyaduzeni.com/13739/

Apple’ın adaptörü neden daha pahalı?

iPhone’ları prize takılabilen USB girişli herhangi bir adaptörle şarj edebiliyorsunuz (iPhone uyumlu bağlantı kablosu olması şartıyla tabii). Buna rağmen orijinal iPhone adaptörleriyle diğer adaptörler arasında belirgin bir fiyat farkı var. Bunun nedenini merak eden teknoloji blogu yazarı Ken Shirriff, Apple adaptörünü sökerek inceledi ve merakımızı sona erdirdi.

Shirriff, Apple adaptörünün diğerlerine kıyasla daha üstün özellikleri olduğunu fark etti. Birincisi, adaptörün  priz girişlerinin “süper güçlü” olması. Ayrıca, adaptör aşırı ısı ve aşırı yüklenme durumlarına karşı devre dışı kalma özelliğine sahip. Ancak adaptörün özellikleri bununla sınırlı kalmıyor. Apple adaptörün tasarımı, elektromanyetik parazitlenmeyi minimuma indiriyor. Detayları, Shirriff’in analizinden okuyalım…

Apple’ın güç dağılımını çok iyi başarılı yapan güç kaynağına sahip adaptörü, kesinlikle diğer adaptörlerden ayrı bir yere sahip. AC adaptör girişinden gelen 100 ile 240 volt arasındaki elektrik, adaptörde 5 volt’luk enerjiye çevriliyor. Ancak bu işlem çok karmaşık ve ileri bir teknolojiyle gerçekleşiyor.

iPhone adaptör, enerji aktardığı cihazın gerek duyduğu net çıktıyı ayarlamak için, prizden aldığı akımı saniyede 70 bin defa açıp kaparatak istenilen seviyeye indirgiyor. Bağlama güç kaynaklarının daha az atık ısı üretmlerini ve daha yüksek performans göstermelerini sağlayan tasarımları, onları doğrusal güç kaynaklarına kıyasla daha başarılı kılıyor.

Daha detaylı bakılırsa, AC akımı ilk olarak diyot köprüsü ile yüksek voltajlı DC’ye çevriliyor. DC akımı, entegre devrenin kontrol ettiği güç kaynağına bağlı transistör tarafından açılıp kapatılıyor. Düşük voltajlı AC’ye dönüştürülüyor. AC akımı, elektromanyetik parazitlenmeden arındırılmış DC akıma dönüştürülüyor ve USB’ye yollanıyor. Geribesleme devresi, çıkış voltajını kontrol ediyor ve gereken voltajı ayarlayan entere devreye sinyal gönderiyor.

Şarj cihazı iki devre kartı içeriyor. Üstteki ana kart, karmaşık bir devre sistemine, attaki ise daha basit bir sisteme sahip. elektrolitik kondansatörler (beyaz yazılı) ve  endüktör (yeşil) tarafından AC akımdan yüksek voltajlı DC akıma dönüştürülüyor.

Yüksek DC akım, MOSFET transistör (sol üsste üç çatallı olan) ile yüksek frekanslardak kesiliyor. Bir nevi parçalanan DC akımı, transistörlerin arkasında kalan sarı dönüştürücüye gidiyor. Dönüştürücü düşük voltajlı kablolarıyla alttaki devre kartına bağlanıyor. Alttaki (ve ikinci) devre kartı düşük voltajı DC’ye çeviriyor, elektromanyetik parazitlerden temizliyor ve USB’ye yolluyor. Sağ alt tarafta, kondensatör altındak alan gri kablo, entegre devreye sinyal gönderen geribesleme devresi.

Sarı parça, USB girişinin üzerinde kalan dönüştürücü. Devre kartındaki “Y” şeklindeki mavi kondensatör elektromanyetik parazitlenmeyi temizleme görevi görüyor. Entegre devre, üstteki devre kartının üzerinde görülebiliyor.

Oğlum bak git!

Son zamanlarda gördüklerimin en iyisi. Kaçan elemanın çaresizliği, abinin sabrı, baştaki mesnetsiz diklenmeler. Baş yapıt.

Android iyidir,candır

Yeri gelmişken (tabi eğer bir önceki yazıyla ilgilenmiş iseniz) son zamanlarda rastladığım en iyi Android geliştirme kitaplarından birini de burada tanıtayım.

Professional Android Application Development – Reto Meier

Mayıs 2012 itibariyle üçüncüsü yayınlanan seri benim gibi Android severler ve bu işle uğraşanlar için faydalı olabilecek bir kaynak. Özellikle son kitapta ICS 4.0 ile birlikte sunulan Android  Beam ve Wi-Fi Direct ile ilgili az da olsa işe yarayabilecek bilgiler var.

http://www.amazon.com/Professional-Android-4-Application-Development/dp/1118102274/ref=la_B002BMF4OC_1_1?ie=UTF8&qid=1337611078&sr=1-1