Kategori arşivi: Spor

Euro 2012 Değerlendirmesi

Futbol çoğu kişinin olduğu gibi benim de sevdiğim sporlardan. Her ne kadar bazen bizim ülkemizde gereğinden fazla ciddiye alınsa da, aslen sadece bir spor ve eğlence aracı. Büyük organizasyonlarda ise bu eğlence ve spor ruhu en üst seviyeye çıkıyor. Şampiyonlar liginde veya Dünya kupasında duyulan heyecan, ülkelerin ulusal liglerindekinden doğal olarak daha fazla oluyor. Bu büyük futbol organizasyonları arasında bir diğer büyük de tabiki Avrupa Futbol Şampiyonası.

İşte bu nedenle, şampiyonanın başlamasına kısa bir süre kala gruplar ve takımlar hakkında kendi öngördüğüm kadarıyla bir değerlendirme yapmak istedim. Ayrıca şampiyon takım ve turnuvanın sürprizi hakkında da bir takım iddialarım var. Hele bir başlayalım da…

Grup A

Turnuvanın tartışmasız en zayıf grubu. Hatta bizi şaşırtmazlarsa ‘sıkıcılıktan ölüm grubu’ da diyebiliriz. Diğer gruplarla karşılaştırdığımızda en çok beraberliğin alınacağı grup bu olabilir. Takımlara kısaca değinecek olursak:

Polonya: Turnuvanın ev sahibi olma avantajını kullanabilecek kadar derin ve etki yaratacak bir kadrosu olmasa da, özellikle Borussia Dortmund kontenjanından aldıkları oyuncuları ve Arsenal’in kalesini koruyan iki kalecisi ile grubun bir üst tura çıkabilme potansiyeli olan iki takımından biri.

Yunanistan: 2004’teki şampiyonluğu nasıl kazandıklarını bilen bilir. Sonuçta kazanan her zaman haklıdır. Fakat kazanırken onları izleyen futbolseverlerin kendileri hakkında çok da iyi şeyler söylemediğine eminim. Tamamen defansa dayalı bir oyun ile tüm turnuvanın – ve hatta belki turnuva tarihinin – en sıkıcı takımlarından biri olmayı başardılar. Her ne kadar ‘underdog’ takımlara ayrı bir sevgim olsa da, 2004 finalinde Portekiz karşısında yenilmeleri için elimden geleni yapmıştım. Fakat elimden bir tek bira içmek geldiği için pek işe yaramadı tabi. Kadroya baktığımızda fark yaratacak bir oyuncu göremeyince yeniden bu tarz bir katı savunma anlayışıyla bir şeyler yapmaya çalışacaklarını tahmin edebiliriz. Fakat bu kez başlarında Rehhagel’in olmamasından dolayı bu sistemle oynamayabilirler. Gruptan çıkma ihtimalleri pek yok. Yinede – mecburen – izleyip göreceğiz.

Rusya: Polonya ile birlikte üst tura çıkabilme şansı olan diğer takım. Hiddink’ten aldıkları Hollanda futbol ruhu ile Euro 2008’de yarı finale kadar gelip Türkiye ile birlikte turnuvanın sürpriz yapan takımlarından biri oldular. Hollanda sistemini çok sevmiş olacaklar ki Hiddink yerine de bir diğer Hollanda’lı Advocaat’ı getirdiler. Fark yaratabilecek oyuncuları ve alıştıkları oyun sistemi ile üst tura çıksalar bile karşı gruptan gelebilecek herhangi bir takım karşısında pek başarılı olabileceklerini sanmıyorum.

Çek Cumhuriyeti: Duraklama ve hatta gerileme dönemindeki futbollarıyla grubun sonuncusu olmamak için uğraşacaklardır. Tabiki kalede Cech olması büyük bir avantaj. Fakat sadece kaleciyle bu işler olsaydı, tüm turnuva karşılıklı penaltı atarak 2-3 saat içerisinde bitirilebilirdi. Neyse ki böyle rahatsız bir spor değil futbol. Her neyse, Çek Cumhuriyeti’nde ne bizi heyecanlandıran genç oyuncu var ne de takımı sırtlayabilecek bir yıldız. Bir tek Rosicky ve doğacak külleri bile kalmamış Baros ile bir şeyler yapmaya çalışacaklarsa da gruptan çıkma ihtimalleri pek zayıf.

Grubun sürpizi: Polonya. Her ne kadar üst tura çıkmaya yakın olsalar da oynayacakları futbolla insanların dikkatini çekebilirler.

Tahmini sıralama


Grup B

Turnuvanın klasik tabirle ‘ölüm grubu’. A grubunda olmayan heyecan burada fazlasıyla var gibi. İlk bakışta Almanya ve Hollanda birbirlerini yer, diğerleri de fillerin altında kalan çimenler misali kendi başlarının çaresine bakarlar izlenimi verse de, en çok sürprizin yaşanabileceği grup olma ihtimali yüksek.

Hollanda: Benim de yıllardır tüm büyük turnuvalardaki kişisel favori takımım. Bunda Cruijff abimizin etkisi çok büyük tabi. Her ne kadar şimdilerde pek kendilerinde göremesek de – bu misyonu Barselona’nın yüklendiğini söylemeye gerek yok herhalde. Bir diğer Cruijff etkisi – total futbol olayını Dünya’ya tanıtan ülke olarak her zaman sevdiğim ve desteklediğim bir takım olmuştur. Turnuvadaki en büyük kozları uzun yıllardır birlikte oynayan yapının bozulmadan bugüne kadar gelebilmesi. Birbirlerini çok iyi tanıyan futbolcuları ile takım olabilme sorununu büyük ölçüde aşabiliyorlar. Orta saha ve forvetteki süper yetenekleriyle oyun sıkıştığında fark yaratabilecek bir çok oyuncusu var. Tek sorun yaşayabilecekleri alan – bu sanırım Hollanda futbolunun yıllardır çektiği bir sorun – savunmaları. Yıldız seviyesinde bir savunma oyuncuları olmasa da takım oyunu ve becerikli oyuncularıyla Almanya ile birlikte grubun favorisi. Son Dünya kupasının finalisti olduklarını ve kaledeki Stekelenburg faktörünü de unutmamak gerekir tabi.

Danimarka: Grubun sürpiz takımı olmaya aday. Bir iki istisna dışında kadrosu genç oyunculardan ve özellikle Ajax’da oynayan Eriksen’in etrafında kurulu Danimarka, 12 yıldır takımın başında olan teknik direktör Martin Olsen etkisiyle grupta şaşırtıcı sonuçlar alabilir. En önemli özellikleri takım oyunu oynayabilmeleri ve işlerini ciddiye almaları. Fakat birlikte daha önce bu düzeyde bir turnuvada oynamamış olmaları başlarına bela olabilir. Şahsen bir sürpriz yapıp çeyrek finale çıkabileceklerini inanıyorum. Her şeye rağmen, ne yapacakları pek belli olmayan ve izlemesi heyecanlı olabilecek Danimarka milli takımını takip etmeye değer.

Almanya: Aslında isim her şeyi anlatmaya yetiyor. Yalnızca grubun değil turnuvanın favorilerinden. 2000’li yıllarla başladıkları yeniden yapılanma ile 2006 Dünya kupası sonrası oluşan yeni jenerasyon oyuncuları, genlerinden gelen disiplin takıntıları ve Mesut, Götze, Neuer, Müller, Kroos gibi genç yıldızlarıyla karşısında durması en zor takımlardan birisi görünümünde. Bunda gruplardan 10’da 10 yaparak çıkmalarının da etkisi yok değil tabi. Löw’ün de bu takımın başında uzunca bir süredir bulunduğunu düşünürsek Almanya’nın finale kadar gidebileceğini öngörebiliriz.

Portekiz: Tipik Akdeniz’li kafasındaki oyuncularıyla dev stadyumlarda on binler önünde oynar gibi değil de Brezilya plajlarında akşam serinliğinde eğlenircesine bir futbol oynayan takım görünümünde Portekiz. Bireysel olarak yetenekleri tartışmasız Ronaldo ve Nani gibi oyuncuların yanında kısa zamanda Türkiye’de kurdukları ufak çeteleriyle İstanbul gecelerinde depara kalkan Q7 ve Almeida gibi oyuncuları ile Portekiz milli takımı kağıt üzerinde korkulabilecek bir takım. PES ya da FIFA’da oynaması da oldukça zevkli olan bu takımın en büyük sorunu mental. Takım oyunu oynayabilme ve bireysellikten çok grup halinde hareket edebilmeyi başarabilirlerse çeyrek final görme ihtimalleri var. Aksi halde 3 maç yapıp turnuvanın geri kalanını tatilde izlemek zorunda kalacaklardır. (Onu da izleyeceklerinden de şüpheliyim açıkçası)

Grubun sürpizi: Danimarka. Eğer potansiyellerinin farkına varıp sağlam bir futbol oynarlarsa Hollanda’ya bir sürpriz yapıp çeyrek finale çıkabilirler.

Tahmini Sıralama

Grup C

Turnuvanın ‘en olması gerektiği gibi’ gruplarından biri. İki güçlü, bir ortalama ve bir de ne yapacağı belli olmayan ülke. Kağıt üzerinde İspanya’nın grubu süpüreceğini söyleyebilsek de, İtalya’nın bu konu hakkında bir kaç lafı vardır diye tahmin ediyorum. Hırvatistan ve İrlanda ise bu iki güçlü takıma sadece paçasından çekiştiren çocuk misalı bir etki yaratabilir.

İspanya: Meşhur İspanya! Son iki büyük şampiyonanın şampiyonu. Bu turnuvaya da son Avrupa ve Dünya şampiyonu olarak çıkıyorlar. Eh, bu da haliyle onları favori yapıyor. Barselona’nın ayağa pas yapan uzay futbolunu temel alan, topa sahip olma üzerine kurulu ve kimilerine göre sıkıcı – ki ben buna kesinlikle katılmıyorum. Top dolaşımı ve bol pas futbolu adeta bir basketbol oynar gibi oynamak kadar zevkli bir şey – olarak görülen oyun tarzlarıyla grubun ve turnuvanın şampiyon adayı. Orta sahadaki Xavi, Iniesta, Xabi Alonso isimleri İspanya’nın diğer takımlara nasıl bir eziyet çektireceği hakkında fikir vermesi için yeterli. Geride Puyol’un olmayışı bir eksik olarak gözükebilir fakat Pique ve Ramos da Bank Asya oyuncuları değil neticede. Kaleci kısmına sadece ‘Casillas’ demekle yetiniyorum. Bu noktada tek sıkıntı hücum oyuncularında gözüküyor gibi. David Villa’nın henüz kaynamayan kaval kemiği İspanya’nın kaçırdığı her golde hatırlanırsa, takımın bol paslaşması pek bir işe yaramayabilir. Negredo, Llorente ve Soldado ile gol arayacak olan takım tartışmasız turnuvanın en çok takip edilen takımı olacak.

İtalya: Ülkede yıllardır devam eden şike yaptı-yapmadı tartışmalarının milli takım kampına kadar geldiği son günlerde futbol oynamayı hatırlayıp o klasik İtalyan futbollarını oynarlarsa şüphesiz başarılı olabilecek bir takım. Yıllardır devam eden geniş yaşlı kontenjanı ile her büyük turnuvanın ihtiyar heyeti konumundaki İtalya, bu kez eskisi kadar parlak yıldızlara sahip değilse de Pirlo liderliğinde hiç olmazsa ‘çeyrek final oynadık abi’ demek isteyeceklerdir. Hücumda, daha yeni kalbinden rahatsızlanan Cassano, ortada Pirlo’ya yardımcı ataklara hazırlık parolasıyla oynayan De Rossi ve tabiki kalede yılların karizması Buffon ile 2006’daki başarılarını bir kez daha tekrarlamak için uğraşacaklar. Olur da finale kadar gelirlerse pisleşecek bir Materazzi’leri veya gözlerini patlatan bir Gattuso’ları olmadan ne yapacaklarını merak ediyorum.

İrlanda: Açıkçası hakkında yazacak pek de bir sözümün olmadığı tek takım sanırım İrlanda. Gruplarda Rusya’nın arkasında ikinci sırayı alıp eleme maçlarında Estonya’yı 4-0 ve 1-1 ile geçen bu takımın burada olabilmesi eminim biracı İrlanda’lı dostlarımızın pek hoşlarına gitmiştir. Adam başı 15 bira daha fazla içmek için bir sebep hiç olmazsa! Her neyse, takıma baktığımızda göze çarpan isimler kalede Shay Given, geride O’Shea, orta sahada bir zamanların parlayıp sönenlerinden Damien Duff ve ileride LA Galaxy’de tatilini geçirmekte olan Robbie Keane ile çeyrek finali zorlayacak olsalarda bana kalırsa güzel bir Polonya tatili yapıp 3 maçlığına yarıda bıraktıkları hayatlarına geri döneceklerdir. Gönül sürpriz olarak göstermek istese de yeni başlamış bir askerin tezkereyi beklemesi kadar umutsuzca bakıyorum kendilerine. Umarım beni yanıltırlar.

Hırvatistan: Grubun plase takımı. 2008’deki meşhur Türk destanı(!)na konu olduktan ve 2010 Dünya kupasına gidemedikten sonra bu turnuva onlar için artık geri çevrilemez bir nimetti. Her ne kadar playoff’a kalıp pek gitme heveslisi gibi gözükmeseler de, yine karşılarına çıkan Milli Takımımıza İstanbul’da 3 gol atarak ‘last minute’ turnuva biletini ucuza kapattılar. Ön önemli kozları Slaven Bilic. Kim ne derse desin iyi bir teknik direktör olduğunu düşündüğüm bu küpeli adam takımın olası başarısında en büyük pay sahibi olacaktır. Takımı üzerine kurduğu Modric ve kendisinin sahadaki Avatar’ı Srna ile grupta ‘underdog’ olmak için çabalayacaklar. Sürpriz yapma potansiyellerini ikinci kattaki evimde sahip olduğum potansiyel enerji kadar gördüğüm Hırvatistan’ın kaderini büyüklerle yapacakları maçlar tayin edecektir.

Grubun sürprizi: İtalya. Her turnuvaya favori girseler de bir şekilde kendilerini perişan etmeyi başarabiliyorlar. Bu turnuvada da başlarına böyle bir olay gelme ihtimalini düşünerek kendilerini ‘ters’ sürpriz olarak görebiliriz. Aynı hikayenin daha düşük yüzdeli diğer kahramanları da İspanya olabilir.

Tahmini sıralama

Grup D

C grubunu benzer şekilde olması gerektiği gibi bir grup. Burada belirleyici takım olan İsveç diğer gruba kıyasla kadrosu nedeniyel biraz daha ‘belirleyici’. İngiltere’nin 1966’dan beri büyük turnuvalarda kaydedilmiş bir başarasının olmaması burada da yine bir başarısızlık getirebileceğini hissettirse de Fransa ile olan çekişmeleri onları ateşleyebilir.

Ukrayna: Turnuvanın Yunanistan ve Çek Cumhuriyeti ile birlikte en zayıf takımlarından. Hala dizlerinde derman kalmayan Şevçenko ile bir şeyler başarmaya çalışmaları da bunun en büyük göstergesi. Ev sahibi avantajlarını 2010’daki bir Güney Afrika kadar kullanırlarsa belki yüzümüzde bir gülümseme bırakabilirler. Ama malesef ne onlarda vuvuzela var ne de diğer takımlar o kadar cömert değiller.

İsveç: Bayraklarından ve bir kaç yıldır aralarında yaşıyor olmamdan dolayı kendilerine karşı bir sempatim yok değil. Her ne kadar futboldan pek anlamasalar da kuzeyli bakışıyla ve karakteriyle bir fark yaratmaya çalışacaklardır. Takımın yıldızı Ibrahimovic takım oyuncusu olduğunu hatırlayıp diğer İsveç’li dostlarımızla paslaşırsa Fransa ve İngiltere’ye sorun çıkartabilirler. Her şeye rağmen iyi oyuncularıyla – bunlar kalede Isaksson, defansta Safari ve emektar Mellberg, ortada Källström, ileride Elmander – takip edilesi bir takım İsveç. Ayrıca PSV’li Toivonen de izlenesi bir futbolcu. Yılların verdiği bir gönül bağından dolayı turnuvadaki dikkatli takip edeceğim takımlar arasında olan İsveç’e buradan başarılar diliyorum.

Fransa: Son yıllardaki çöküşlerinin ardından dibe vurup yeniden yukarıya çıkmaya çabalayan Fransa futbolu için bu turnuva şüphesiz büyük bir vitrin olacaktır. Baktığımızda ellerindeki kadro bireysel anlamda iyi oyuncular içeriyor. En yaşlılarından birinin Evra olduğu, gençlerden oluşan takımın en büyük eksisi de tecrübesizlik olabilir. Farkı yaratacak adamlardan Ribery, Nasri, Clichy, Evra ve Benzema ile birlikte kalede Lloris ve genco M’Vila ile sadece grubun değil turnuvanın da sürprizi olabilirler. Forvette ciddi sıkıntıları olsa da kalabalık orta saha rotasyonları ile bu sorunu aşmaya çalışacak Fransa’nin bir diğer artısı da kulübedeki Laurent Blanc. Eğer ki takım olabilirse grubu birinci bitirmemeleri için hiç bir sebep yok.

İngiltere: Yukarıda da bahsettiğim gibi 1966’dan beri ciddi bir başarısı olmayan İngiltere’nin yakın zamanda değiştirdiği teknik direktörleri ile bu turnuvada neler yapacağını herkes merak ediyor. Kadrosundan bahsetmeye gerek yok. Neredeyse her mevkide yıldız düzeyinde oyuncuları var. Yinede takımı bir arada tutanlardan Lampard’ın ve nedenini hiç anlamadığım şekilde kadroya alınmayan Ferdinand’ın olmayışı bir miktar etkili olabilir. Tüm süper yeteneklere, başarılı ve yıldız oyunculara rağmen bu takımın yıllardır tek büyük sorunu sanırım aşırı profesyonellikleri. Maçlara sabah evinin önünde servis bekleyen memur havasında çıkan ve maç sırasında da akşam evde ne yemek var diye düşünen futbolcu topluluğu ile ciddi başarı beklemek pek akıllıca değil. Biraz amatör ruh ve başarıya açlık ile ciddi yerlere gelmeleri çok olası.

Grubun sürprizi: Fransa ve İsveç. Fransanın elindeki patlayıcı oyuncuların çokluğu onları tehlikeli takım yapıyor. Biraz kendilerini toplar ve neler yapabileceklerini görürlerse en az yarı final görürler gibi. İsveç ise İngiltere ile çekişebilir ve hatta belki İngiltere’nin çeyrek finale çıkmasını bile engelleyebilir.

Tahmini sıralama

Son söz, iyi olan kazansın güzel de futbol izlesek yeter. Meraklılar da aşağıdaki takvimden daha fazla bilgiye ulaşabilir, turnuvayı takip edebilirler.

Euro 2012

Reklamlar